İhlas Suresinin Tefsiri


yaprak0135

Webmaster
Yönetici
İhlas Suresinin anlamı
İhlas Suresinin meali
İhlas Suresinin acıklaması


Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…
“Ey ResUlum de ki: Allah birdir. Hicbir şeye muhtac değildir; ama butun varlıklar ona muhtactır. Doğmamış, doğurmamıştır. Ezeli ve ebedidir. Hicbir şey ona benzer, denk ve kufuv olamaz.”

1. “Ey Habibim de ki: Allah birdir.”
Kul: Bu cumle Nubuvvete delildir. Zira iman ve teklif nubuvvetle subut bulur. Bu sebeple yuce Allah peygamberimize hitap ederek “İnsanlara tevhidi ders ver” emreder. Teklifin irsal-i resul ile olduğuna delil de yuce Allah’ın “Biz peygamber gondermediğimiz kavme azap etmeyiz” (İsra, 17:15) ayetidir.

Huve: Bu kelime “Havas” tabakasına “Tevhidi” ifade ile Allah’ın birliğini ispat eder. “HU” kelimesi “Hava, Su, Toprak ve Nur” aleminde cereyan eden “Tevhid-i Ef’alin” tum mertebelerini izhar ile “Emir ve İradenin, İlim ve Hikmetin birer arşı olan bu alemlerdeki “Esma-i İlahiyenin” tasarrufunu gorerek Allah’ın birliğine inanmayı ve her nevi şirkten uzak durmayı ifade eder.

Allah: “Tevhid-i Zatı” ifade eder. Tum Esma-i İlahiyenin” membaı ve mercii, alem-i zat olan musemmay-ı ilahi olan “İsm-i Zat”tır.

Ehad: “Tevhid-i Esma ve Sıfatı” ifade eder. Butun esma-i İlahiyenin ve tecelliyat-ı Rabbaniyenin Ehadiyetten kaynaklandığını ifade ve i’lam eder.

Tevhidin uc mertebesi vardır. Birincisi, Tevhid-i Zat; ikincisi, Tevhid-i Sıfat; ucuncusu ise Tevhid-i Ef’aldir. Tevhid-i Zat, makam-ı istihlaktir. Bu makama gelen zat şayet sekr makamında ise “La mevcUde illa hU” der. Uyanık ise “Her şey Ondandır” der. “Allahu haliku kulli şeyin” ayetini okur. Tevhid-i Sıfat, her kudreti onun kudret-i kamilesinde, her ilmi onun ilm-i kamilinde muzmahil ve her kemali onun kemalinin envarından bir lem’a olarak gormektir. Tevhid-i Ef’al ise, vucutta Allah’tan başka muessir-i hakiki olmadığını ilme’l-yakin, ayne’lyakin ve hakka’l-yakin bilmektir.

Ehadiyet: Yuce Allah’ı cisimden, cevherden, arazdan, şerikten ve bolunmekten munezzeh, ferd-i ferid-i yekta olarak bilmektir. Peygamberimiz (sav) “Ehad, Huve’l-ferdullezi lem yezel vahdehu, ve lem yekun maahu ahiruhu” yani, “birliği zail olmayan fert ve sonu olmayan bir” (Garibu’l-hadis, 1:27) “Allah vardı ve onunla beraber hicbir varlık yoktu. O şimdi de olduğu gibidir” hadisleri ile anlatmıştır.

Acıklama:
Akıllar yuce Allah’ı bilmek ve anlamaktan acizdir. Hz. Ebubekir (ra) “Allah’ın bilinemeyeceğini idrak etmek Onu tanımaktır” derken Bediuzzaman da “Yuce Allah’ı mevcud-u mechul unvanı ile bakarsan ma’ruf olur” demiştir. Bunun icin yuce Allah kendisini “O hicbir şeye benzemez, hicbir şey onun dengi olamaz” (İhlas, 112:4) ve “Onun misli gibi bir şey yoktur” (Şura, 42:11) buyurmuştur.

İnsanlar Allah’ı bilemezler ve anlayamazlar; ancak yarattıklarına bakarak Allah’ın yaptığı, yarattığı şeylerden yola cıkarak isim ve sıfatlarını tanıyabilirler. Bu sebeple peygamberimiz (sav) “Siz Allah’ın zatını bilemezsiniz, aklınıza ne gelirse gelsin Allah onun dışındadır; bu sebeple sizler zatını duşunmeyiniz, mahlUkatında tefekkur ederek onu tanımaya calışınız.” (Beyhaki, Şuab-ı İman, 120; Keşfu’l-Hafa, AclUni, 1:271) buyurmuşlardır. Bu sebeple insan mahlUka bakarak Halıkı, sanata bakarak Sanii, rızka bakarak Razıkı, varlık, sanat ve rızık aynasında tanımaya calışmalıdır.

Yuce Allah zatını tanıtmak icin mahlUkatı yaratmış, varlık aynasında zatını, esma ve sıfatları ile tanıyarak iman etmeleri icin de insanı yaratmıştır. Bunun icin insana akıl, hissiyat vermiştir. İnsan ma’kulatı aklı ile, mesmuatı sem’i ile, mubsıratı basarı ile, ezvakı da kuvve-i zaikası ile yani mahsusatı hissiyatı ile idrak eder. Alemde ne varsa anahtarı insanın elindedir.

Şurası muhakkaktır ki aklın ma’kulatı idraki, hissiyatın mahsusatı idrakinden daha kuvvetlidir. Cunku akıl emr-i baki-i kulliyi idrak eder, hissiyat ise yanılabilir. Allah “Vacibu’l-VucUd”dur. Cunku aklın uc mertebesi vardır. Vacib-i Mutlak: Bu Allah’ın varlığı ve birliğidir. Mumkunu’l-VucUt: Butun mumkunat alemleridir. Muhal: Aklen mumkun olmayan ve aklın kabul etmeyeceği şeydir. Bu ise Allah’ı inkar ve şirktir. Allah-u Taala vardır. Cemi kemal sıfatlarla muttasıftır ve tum noksan sıfatlardan munezzehtir. Boyle olmaması muhaldir.

Cenab-ı Hak vucUd-u mutlaktır. MahlUkat ise izafi ve nisbidir. Allah’ın yaratması ile vardır. Bu sebeple mahlUkata manay-ı harfi nazarı ile bakmalıdır ki bir manası olsun. Varlığın kendi başına bir anlamı yoktur. Varlığı, tagayyuru ve tahavvulu vacibu’l-vucUdun esmasının tecellisi iledir. Allah-u Teala zatı ile kaim ve daimdir. MahlUkat onun yaratması ile vucut bulur. Her şey onun esma ve sıfatının tecellisidir.

2. “Allah Sameddir.”
Samed, Allah’ın samediyetinin unvanıdır. Ebu Hureyre (ra) Samediyeti “Her şeyden mustağni, her şey ona muhtac” şeklinde izah etmiştir. Ali b. Ebi Talha ve İbn-i Abbas (ra) “Samed, sudedinde kamil olan seyyid, şerefinde kamil olan şerif, ilminde kamil alim demek olup şeref ve ululuk envaının hepsinde ekmel olandır” demişlerdir.

Samedin anlamını Cafer-i Sadık, “Galib-i gayr-ı mağlUp” Husayn b. Fudayl “Dilediğini yapan ve dilediği gibi hukmeden” ve İbn-i Sina “Gına-i tamme ile mebde-i kul ve gaye-i kul arasında zatında hicbir tagayyur ve tebeddulu olmayandır” demişlerdir. Yuce Allah Kur’an-ı Kerimde “Allah alemlerden mustağnidir” (Al-i İmran, 3:97) buyurarak bu hususa işaret etmiştir. Yuce Allah alemlerden mustağnidir. Hicbir şeye ihtiyacı yoktur; ancak butun varlıkların Allah’a ihtiyacı vardır.

Samediyete ayine olmak ise, Allah’tan başka hicbir şeyi maksud-u bizzat etmemektir. Bunu en guzel bir şekilde gosteren peygamberimiz (sav) namazda karşısına koymuş olduğu sutreyi bile tam karşısına almaz, sağa veya sola meylettirirdi. (Buhari, Salat, 90; Ebu Davud, Salat, 104) Bu sebeple mu’min bilhassa kalbine Allah’tan başka bir şeyi koymaması gerekir. “El işte gonul hazrette” olmalıdır. İnsan ihtiyaclarından dolayı eli ve bedeni sebeplere sarılsa da kalbini Allah’a vermelidir. Cunku “Kalb ayine-i Sameddir. Kalbin batınına başka sevgilerin girmesine yer vermemelidir.” (Sozler, 2004, s. 1048-1050) Bediuzzaman hazretleri “Guzel değil batmakla kaybolan bir mahbup. Cunku zevale mahkUm, hakiki guzel olamaz. Aşk-ı ebedi icin yaratılan ve ayine-i Samed olan kalb ile sevilmez ve sevilmemeli” (Sozler, 334)

3. “Allah doğmamış, doğurmamıştır.”
Yuce Allah bu ayeti ile butun şirk nevilerini ret ve nefyeder. Tecezzi, tagayyur ve tenasul eden ne kayyumdur, ne halıktır, ne ilah” (Sozler, 1134 ) buyurmaktadır. İsa, Uzeyir’in Allah’ın oğlu olduğu iddialarını reddettiği gibi, aya, yıldıza, tabiata ve guneşe tapanların şirklerini reddeder.

Yuce Allah’ın doğmaması demek “Ezeli” olması, doğurmaması da “Ebedi” olması anlamına gelmektedir. “Lem Yelid” Tagayyur ve fenayı nefyederken “Ve lem yUled” hudusu nefy ile kıdemi ispat etmektedir.

4. “Hicbir şey O’na benzer, kufuv ve denk değildir.”
Yuce Allah’ın zatı, sıfatları, isimleri ve fiilleri benzersizdir. Hicbir fani varlık Allah’ın işlerinin benzerini yapamadığı gibi yaptıklarını nasıl yaptığını da anlayamaz. Yuce Allah Kur’an-ı Kerimde “Allah’ın kadrini hakkı ile takdir edemediler. Kıyamet gunu arz kabzasında, gokler de yemininde durulmuş olan Allah’ı tesbih ederiz ki o, muşriklerin her nevi şirkinden munezzehtir” (En’am, 6: 91; Zumer, 39:67) buyurarak bu hususu acıklamıştır.

Yuce Allah’ın zatını asla idrak edemeyiz. Zira insan kendi ruhunu ve aklını anlamaktan ve bilmekten aciz ise elbette onu yaratan Allah’ı idrak edemez, bir şekil veremez ve mahiyetini asla bilemez. Dolayısıyla Allah’ın zati sıfatlarını anlayamaz; ancak iman eder. Subuti sıfatlarını da goz, kulak, gibi duyguları ile bilir ama mahiyetini idrak edemez. Cunku Allah’ın bilmesi, gormesi ve konuşması mahlUkata asla benzemez. Fiillerinden ve şuUnatından da isimlerine intikal eder; o fiillerin Allah’ın esmasının tecellisi olduğunu anlar; ama Allah’ın işlerinin benzerini asla yapamaz. Ancak Allah’ın butun işleri mucize olduğu icin hayret ve hayranlık duyarak imanını artırır.

Butun bunlardan anlıyoruz ki “Hicbir şey onun fiillerinin ve şuunatının da dengi olamaz.”
 
Üst Alt